.Ana Sayfa - Profilim - Arşiv - Arkadaşlarım |
|
********FARUK DEMİR -SARI SAÇLI MAVİ GÖZLÜM-2008 ,madımak,kizir oğlu,yuh yuh,İNDİR********ALBÜM-MADIMAK -YUH YUH-KİZİR OĞLU-MP3-ALBÜM
- Tarih: 15/6/2008 Yazan: "Dünyada her millet icraatine tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." M. KEMAL ATATÜRK SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM----MAHSUNİ ŞERİFİN TÜRKÜSÜ ALBÜMÜ İNDİR:
Sana Hasret Sana Vurgun Gönlümüz http://rapidshare.com/files/114965161/Faruk_Demir___2008_.siMHa.rar HERKES İNDİRSİN DİNLESİN ,DİNLETSİN ALBÜMDEKİ TÜRKÜLERİN HAK SAHİPLERİ OLAN ECEVİT VE MAHSUNİ AİLESİ TELİF HAKKI ALMAMIŞLARDIR ,bedava dağıtılabilir - KAYNAK:FARUK DEMİR KANAL B http://rapidshare.com/files/114965161/Faruk_Demir___2008_.siMHa.rar |
|
Bu topraklarda İngiliz'i isteyen Müslüman(lar)--yobaz satılmış dincilere -fetoculara
- Tarih: 14/6/2008 Yazan: "Dünyada her millet icraatine tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." M. KEMAL ATATÜRK Bu topraklarda İngiliz'i isteyen Müslüman(lar) |
|
______TUNCAY ÖZKAN NE YAPTI, NASIL YAPTI, NİÇİN YAPTI...
- Tarih: 12/6/2008 Yazan: "Dünyada her millet icraatine tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." M. KEMAL ATATÜRK TUNCAY ÖZKAN NE YAPTI, NASIL YAPTI, NİÇİN YAPTI... |
|
MEMLEKETİ SEN Mİ KURTARACAKSIN:__
- Tarih: 23/5/2008 Yazan: "Dünyada her millet icraatine tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." M. KEMAL ATATÜRK MEMLEKETİ SEN Mİ KURTARACAKSIN: Bir kısım ahali umudunu yitirmiş işimiz Allah'a kaldı diyor! Bir kısım ahali zaten gözleri perdeli öteki alemden haber ve mehdi bekliyor! Bir kısım ahali takiyeci, düzenbaz, yalancı yani en tehlikeli insan türü, yapıp ediyor başkasının üzerine yıkıyor, Bir kısım ahali üzerine vazife edinmiyor, kurtarıcı ve kahramanlar bekliyor! Bir kısım ahali cebine dokunmayan yılan bin yaşasın istiyor! Bir kısım ahali önemli olan, borsa, istikrar, cüzdan diyor! Bazıları için mezarlıktan geçerken ıslık çalmak iyi gelir normal olan uysal koyun olmaktır... Artık kaç kişi kaldı televizyonda izlediği programlara ağlayıp gerçekten ihtiyacı olana yardım eden? Herkeste bir nasihatçi ebe var başkalarına akıl verip duruyor... Ortada bir sorun var, ortada büyük bir sorun var, bu yolun sonu zaten istikrarsızlık... Çünkü artık bağımsızlığın söz konusu, ümüğüne binen emperyalist el sen ne zaman sesini çıkartacak olsan biraz daha sıkacak! İşte o istikrar zannettiğin şey uslu çocuk olduğun sürece efendilerinin sana lütfedeceği iki kap aş... Mahkumuz artık bu düzene, mahkumlar gibiyiz göstereceğimiz iyi hali efendilerimiz taktir edecektir... Örneğin Avrupa Birliği hiç almayacağı Birliğe alacağını vaatetmeye devam edecektir, işte AB sözcüsü ne zaman Türkiye cici çocuk olursa ensesini okşayacaktır, işte o zaman borsa yükselecektir... Ya da Amerika, dost ve müttefik Amerika Türkiye'nin başbakanını ağırladığı beyazsarayda o başbakana bacak bacak üstüne atma izni verecektir... ! Tarımın biter, pirinç yetişmezse bulgur yesinler der başbakan, ve onu alkışlarlar... Yerli üretici pahalıya satıyor diye vatandaşa çiftçisini şikayet eder o başkakan, onun sevdalıları ayakta alkışlarlar... Peki mazot ne kadar? Ya gübre, ya yevmiye, ya su, ya elektirik, ya vergi, ya banka faizi? İthal ucuz pirinç getirtmiş büyük başbakan (!) gemilerde bekletiliyor, pahalı yerli pirinç almayın bekleyin onlar indirmezse fiyatı biz size taaaaa uzaklardan ucuzunu getiririz diyorlar... Büyük ve kahraman Amerikan'ın tarım katilleri... Bu ülkenin kaderi bu ülkenin gerçek sahiplerinin elinde pirinçten sonra sıra diğer yerli ürünlere gelecek hemde büyük hızla... Nasıl görmek istiyorsanız öyle görürsünüz de birazcık geleceğide görebilseniz! Kendi kendine yeten Türkiye'den ucuz ithalatla övünen, çölleşen Türkiye'ye... Peki bu dost ve müttefik efendiler bir gün bize kızarlarsa ne olacak, tahinimizi vermeyecekler uslu durmak lazım, dua et, ibadet et, cami yaptır, kuran kursu aç, televizyonlarda beyin uyutucu programlar yap, öteki alemden haberler bu alemden magazinler vatandaş uyusun... Bağımsızlıkta neymiş! Sibel Varol |
|
emre kongar ve Sayın Figen Yanık ile Yozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe Üzerine Yapılan Söyleşi
- Tarih: 23/5/2008 Yazan: "Dünyada her millet icraatine tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." M. KEMAL ATATÜRK Tek yazıyla dünyayı değiştirebilirsiniz. Emre Kongar, gazete yazılarını bir araya getirdiği "Yozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe" adlı kitabında, bu iki alandaki yozlaşmanın ancak ortak bir bilinçle çözülebileceğini vurguluyor. Öğretim üyesi ve yazar Emre Kongar, Türkiye'de siyaset-medya-ticaret ilişkilerinde yaşanan yozlaşma ve bu üç alanın yeniden yapılanmasına yol açan radikal değişimlerin izinde kaleme aldığı yazılarını bir araya getirdi. Kongar, "Medyadaki yozlaşma sorunları, medyanın kendi iç hesaplaşmaları ve sistemin şeffaflığa doğru gelişme hızı çerçevesinde hallolacak. Birlikte geliştirebileceğimiz ortak bilinç ile bu yozlaşmaya karşı bir güç oluşturabiliriz" diyor. * Yazılarınızda medya ve Türkçe'yi büyüteç altına alıyorsunuz. Her iki alandaki yozlaşma sürecinde neler gözlemlediniz? İki ayrı yozlaşma gözlemliyoruz. İkisi üst üste binince tam bir felaket oluyor. Birinci yozlaşma Türkçe yozlaşması. Yazılı basından çok televizyonlarda çok daha egemen bir yozlaşma. Hem Türkçeyi hem cümle yapısını hem teleffuzları bozuyorlar. Yabancı dil egemenliğiyle İngilizcenin yozlaştırması var. Arapça sözcüklerde rastlanan hata çoğul sözcüklere çoğul ekler kullanarak oluyor. Örneğin "Hükümetin icraatları" deniliyor. Halbuki "icraatları" olmaz. İcra zaten tekil, icraat çoğul, icraatlar, lar lar oluyor. Bununla mücadele çok önemli ama başka bir yozlaşma ortaya çıktı. Bütün medyayı pençesine aldı: Siyaset, ticaret ve medya. Tabii buna bürokrasi ve tarikatlar da girerse yani "siyaset-ticaret-medya-bürokrasi-tarikat" yozlaşması gibi bir durum ortaya çıkıyor. * Gazetecilik mesleğinin saygınlığı da bu yozlaşmadan payını alıyor mu sizce? Medya mensubu olmak maalesef Türkiye'de politikacılıkla başa baş bir düşüş içinde. Bunun nedeni de genel bir yağma kültürünün hem siyasete hem de medyaya egemen olması. Siyeset ve medya topluma öncülük etmesi gereken iki alan. Okullar çok kötü, resmi egitim kötü, klasik liseler iflas ettiği için imam hatip okulları yaygınlaştı. Klasik eğitim iflas edince medya çok önemli bir rol oynamaya başlıyor. İnsanlar televizyon izleyerek veya gazete okuyarak eğitilir oluyorlar. Zaten kırdan kente göç eden gecekondu ailelerinin önemli bir bölümünde aile çocuklara öncülük yapamıyor. Medya kültürel ve dünyayı yorumlamakta ideolojik öncülüğe sahip. İdeolojik deyince herhangi bir "izm"i kastetmiyorum, dünyada neler olduğunu objektif vermek. Böyle bir görevi var ama bunu yerine getirmiyor. Siyaset de aynı biçimde. "Türkiye hırsızlar ülkesi oldu, politikacısı da böyle oldu" deniliyor. Değil. Hırsızlar hırsız politikacı seçiyor diye bir şey yok. GELİR ADİL PAYLAŞILMALI * Politikacıların görev anlayışlarında da bazı değişimler yok mu? Politikacının görevi önderlik, liderlik. Neye önderlik? Daha iyi bir toplum için daha ahlaklı, daha hızlı kalkınan geliri daha adil paylaşan bir toplum için. Politikacı bu idealini bıraktı, mevcut yapıdan cebimi nasıl doldururumu düşünen bir önderliğe oturdu. Politikacı buna oturunca, medya da böyle bir yozlaşma içine girince en korkunç ittifak oluştu. Yağmacı politikacıyla yağmacı düzenin sözcülüğünü yapan ve ondan kendine pay almak isteyen bir medya ittifakı ortaya çıktı. Dolayısıyla hem medya hem politika fevkalade yıprandı. İşte bunun sonuçlarını 2002 seçimlerinde gördük. Seçmen ortasağ partileri tasfiye etti. Aynı şekilde birçok medya patronu hapse girdi. Bunlar medya ile siyaset arasındaki kirli ilişkileri banka sistemi aracılığıyla geliştirdiler. Bunlar da tasfiye edildi. Şimdi medyada yeni yapılanma tartışmaları var ki kitabımda üzerinde çok durdum. CİDDİ BİR HUKUK DÜZENİ GEREKİYOR * "Medyada yeniden yapılanma" düşüncesinde neleri vurguluyorsunuz? Birinci husus geçmişinde ne kadar büyük hatalar yapmış olsalar da gazetelerin ve televizyonların bu hatalarını kabul edip temiz medya için bir tavır koymuş olmaları. Burada trajikomik bir olay var. Her grup kendisini aklıyor ve rakibi grupları suçluyor. Baktığınız zaman bu grupların hepsinin birbiriyle kavgalı olduğunu ve eleştiriler yönelttiğini görüyorsunuz. Aslında birbirleri hakkında yaptıkları ithamların hepsinin temeli var. Dolayısıyla ciddi bir hukuk düzeninde bu iddiaların üzerine gidilip araştırılması gerekiyor. Fakat orada başka bir tehlike ortaya çıkmaya başladı. Medya içindeki rekabet ilişkileri kirli siyaset ilişkilerine bağlı olarak tekelciliğe yol verir gibi bir tehlike göstermeye başladı. Ben bunu da sakıncalı görüyorum. Yani bütün gruplar yozlaşmıştır bir tek benim grubum iyidir diyen herhangi bir grubun tek başına radyo ve televizyona hakim olması Türkiye'yi mahfeder. Kirli medya ile siyaset ilişkileri ve bunun ittifakı çok kötü bir şey. Türkiye'de şu anda tek umut ışığı rekabetçi anlayışın yani farklı grupların medyada bulunması ve birbirlerine karşı denetim görevini yerine getirmesi. ÖĞRENCİLER ADLARINI YAZMAYI BİLMİYOR * Okullarda da öğrencilerin dilbilgisinin durumu çok vahim değil mi? Bilgi dışında dilbilgisinden kaç öğrenciniz sınıfı geçebilir? Çocuklar daha adlarını soyadlarını doğru dürüst yazmasını bilmiyorlar. Ortaöğretim ve lise tam bir çöküntü halinde. Bunun da en önemli nedenlerinden biri üniversite giriş sınavları. Test sınavına göre hazırlanan sınavlar bütün lise öğrenimini test çözen öğrenci modeline göre şekillendiriyor. Bu modelde de maalesef Türkçe ve edebiyat, kendini ifade yetenekleri gelişmiyor. * Okur yazarlık düzeyi düşük bir toplumda, gazete ya da televizyonlarda yapılan dil hatalarını vatandaşlar fark edebiliyor mu peki? Toplumda genel bir yozlaşma olduğunda Türkçe'de de banka sisteminde de o genel yozlaşmaya karşı bireysel çabaların yanıt getirmesi çok zor. Türkçe gibi bir genel dilin yozlaşmasında bireysel çabalar fevkalade önemli. Zaman zaman benim karamsarlığa kapıldığımı itiraf etmeliyim ama bu benim kişilik özelliğimdir. Ben hiç etkisi olmayacağını bile bile tek bir yazıyla bütün dünyayı değiştirebilecekmiş gibi yazıyorum. |
|
EMRE KONGAR Demokrasimizle Yüzleşmek REMZİ KITABEVİ
- Tarih: 23/5/2008 Yazan: "Dünyada her millet icraatine tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." M. KEMAL ATATÜRK Karşılıklı Bağımlığa "Evet", ama ya "Edilgen Bağımlılık?" 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı, Mustafa Kemal'in Bağımsızlık Savaşı'nı başlatmak için Samsun'a ayak bastığı tarihi simgeler. Endüstri Devrimi'ni kaçıran Osmanlı İmparatorluğu, iyice güçsüzleşmiş, Birinci Dünya Savaşı sonunda yenilerek, işgal edilmiş ve tarih sahnesinden silinmişti. İşte Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı bu yok oluşa karşı girişilen bir savaşın başlangıç tarihi kabul edilir. Bu savaşı kazanan Mustafa Kemal Atatürk, daha sonra, bir din-tarım imparatorluğunu birkaç onyıl içinde çağdaş bir ulus devlete dönüştürme mucizesini de gerçekleştirecekti. Böylece Türkiye hem bağımsız hem de çağdaş bir devlet niteliği kazanmıştı. Soğuk Savaş döneminde Batı İttifakı'na katılan Türkiye bu İttifakın bir üyesi olarak ekonomik ve siyasal bağımsızlığını ittifakın öteki üyeleriyle paylaşmaya ve önemli ödünler vermeye başladı. 1991'de Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle başlayan Küreselleşme sürecinde ise dünya ülkeleri birbirlerine daha da bağımlı hale geldi. Tabii Türkiye de bu düzenin içinde gerek ekonomik gerekse siyasal bakımdan giderek başka ülkelere daha fazla bağımlı oldu. Günümüzde Türkiye'nin ABD ve Avrupa Birliği ile olan ilişkileri "Karşılıklı bağımlılık" çizgisinden "Edilgen bağımlılık" ilişkisine doğru kayıyor. Atatürk'ün Samsun'a çıkışından 89 yıl sonra, bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti, hem bağımsızlıktan hem de çağdaşlıktan hızla uzaklaşan bir yola girmiş bulunuyor. Önümüzdeki yıllar, Türkiye'nin bu yolda devam edip etmeyeceğinin belirleneceği zor bir döneme işaret ediyor. http://www.kongar.org/ |
|
Atatürk Belgeseli | 776 MB | 384X288
- Tarih: 21/5/2008 Yazan: "Dünyada her millet icraatine tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." M. KEMAL ATATÜRK Başarılı bir asker devrimci bir devlet adamı kendi kaderini ulusuyla birleştiren bir adam 1915 de Çanakkale'de ingilizlere tarihinin en büyük yenilgilerinden birini yaşattı 1918 yılında 1.Dünya Savaşın'dan yenilgi yüzü görmeden çıkan tek Osmanlı komutanıydı 4 yıl sonra halkını etrafında toplayarak emperyalist güçlerin desteklediği işgalci yunan güçlerini yendi ve ulusuna bağımsızlık yolunu açtı 1923 yılında Osmanlı imparatorlugunun yıkıntıları üzerinde Türkiye Cumhuriyetini kurdu ve ilk Cumhurbaşkanı oldu 6 ay sonra şeriate karşı mücadele başlatıp kazanan ilk lider oldu ektiği demokrasi tohumları sayesinde Türk ulusu içerde ve dışarda bir çok zorluklara göğüs geldi Stalin onu faşist kabul etti Hitler ve Musolini kominist olarak gördü bazılarıda diktatör dedi Halkı ise ona ATATÜRK dedi. İndir/Download: http://rapidshare.com/files/113530003/Atatuerk.part01.rar.html http://rapidshare.com/files/112701501/Atat_rk.part02.rar.html http://rapidshare.com/files/113856253/Atat_rk.part03.rar.html http://rapidshare.com/files/113556825/Atatuerk.part04.rar.html http://rapidshare.com/files/113535849/Atat_rk.part05.rar.html http://rapidshare.com/files/113563818/Atat_rk.part06.rar.html http://rapidshare.com/files/113576862/Atat_rk.part07.rar.html http://rapidshare.com/files/113892442/Atat_rk.part08.rar.html |
|
***** Kandırıldığımızı Söyleyenlere... ********
- Tarih: 18/5/2008 Yazan: "Dünyada her millet icraatine tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." M. KEMAL ATATÜRK Biz kaç kişiyiz Sivil Toplum Platformu üyeleri olarak yazılanları anlamakta güçlük çekmekteyiz.Bizim kandırılıp kandırılmadığımızı nasıl bizden daha iyi biliyorsunuz ?? Biz bu konuda sanırım toplum olarak tecrübeliyiz. O kadar çok aldatıldık ki; Kimisi daha dindar olduğunu söylerek,kimisi daha milliyetçi olduğunu,kimisi daha liberal olduğunu,kimisi ekranlardan anahtar sallayarak,kimisi baklava tepsisi göstererek aldattı.Yani biz aldatılmanın her çeşidini gördük.Ama kimse bize bugüne kadar ahde vefa demedi.Vefanın bir semt ya da boza olduğunu sananlara,vefadan bahsetmek çok gülünç tabii. Biz varlığımızı borçlu olduğumuz O yüce insana ve onun yanında bu vatanı kurtarmak için canını hiçe sayanlara ahde vefa borçluyuz. Biz Ata'mızın bize bıraktığı güzel Cumhuriyetimize yeteri kadar sahip çıkamamış olmanın ezikliği ile gelecek nesillere özür boçluyuz,sizler gibi Cumhuriyeti numaralandıranlara etkin şekilde karşı çıkamamanın utancını duyuyoruz. Bu nedenle bizi yolumuzdan kimse döndüremez.Ne sizin yazdıklarınız ne de bundan sonra yazacaklarınız.Su akar yolunu bulur.Biz artık sel olduk geliyoruz.Aklınız varsa bu selin önünde daha fazla durmayın.Gaflet ve delalet içinde kendi satılmışlığınıza yanarak,kafanızı deve kuşu gibi kuma gömerek,servetinize servet katmaya devam edin. Bizim yolumuz Atatürk'ün ışığı her evin penceresinden yanana kadar devam edecek.Ama siz yolun sonuna geldiniz.Farkında mısınız??? MEMLEKET SEVDALILARI DERNEĞİ HALKLA İLİŞKİLER KOMİTESİ |
| Son Sayfa :: Sonraki Sayfa |